Bir ilişki vardır, başında her şey olması gerektiği gibidir. Zorlanmadan akar, kimse ekstra çaba sarf ettiğini hissetmez çünkü zaten istemek yeterlidir. Yazmak için bahane aranmaz, görüşmek için plan yapılmaz. Sevgi gösterilir, karşılık bulunur ve bu karşılıklılık doğal bir denge yaratır. İnsan o noktada şunu düşünür: “Demek ki doğru insanla bu kadar kolay oluyormuş.”
Sonra bir şey değişir. Büyük bir kırılma olmaz, kimse çıkıp bir şeyin bittiğini söylemez ama ilişki aynı kalmaz. Taraflardan biri hâlâ aynı açıklıkla sevmeye devam ederken, diğeri artık aynı yoğunlukta karşılık vermez. Burada çoğu kişi hatayı yanlış yerde arar; iletişimde, yoğunlukta, hayat şartlarında. Oysa mesele çoğu zaman daha basittir: ilişki içindeki duygusal yatırım dengesi bozulmuştur.
Başlangıçta iki taraf da eşit verirken, zamanla biri vermeye devam eder, diğeri ise ilişkiyi sürdürmek için minimum düzeyde kalır. Yani karşı taraf seni tamamen kaybetmek istemez ama seni eskisi gibi kazanmak için de çaba göstermez. Bu, oldukça net bir psikolojik pozisyondur. İlişkiyi aktif olarak yaşayan biri vardır, bir de ilişkiyi sadece kaybetmemeye çalışan biri.
Bu noktada seven tarafın yaşadığı şey çoğu zaman yanlış yorumlanır. Geri çekilmesi bir “oyun” ya da “mesafe koyma stratejisi” değildir. Bu, doğrudan bir korunma refleksidir. İnsan sürekli karşılıksız verdiğinde kendini kısmaya başlar. Daha az yazar, daha az açılır, daha az bekler. Ama bu geri çekilme hiçbir zaman tam bir kopuşa dönüşmez. Çünkü içeride hâlâ devam eden bir duygu vardır ve bu duygu, karşı taraftan gelen en küçük yakınlıkta yeniden ortaya çıkar.
İşte tam bu yüzden bu tür ilişkiler karmaşık hissedilir. Çünkü ortada bitmiş bir şey yoktur ama sürdürülen şey de sağlıklı değildir. Arada bir gelen ilgi, arada bir kurulan yakınlık, ilişkinin tamamen kopmasını engeller ama aynı zamanda ilerlemesini de durdurur. Bu durum davranış psikolojisinde aralıklı pekiştirme olarak tanımlanır. Sürekli olan değil, belirsiz aralıklarla gelen şey daha güçlü bağ kurar. İnsan, sürekliliğe değil ihtimale tutunmaya başlar.
Bunun sonucunda ilişki bir noktadan sonra bir ilerleme alanı olmaktan çıkar, bir döngüye dönüşür. Yakınlaşma, uzaklaşma, yeniden yakınlaşma… Ama hiçbir zaman gerçek bir denge kurulmaz. Çünkü taraflar aynı anda aynı yerde değildir. Biri ilişkiyi yaşamak isterken, diğeri ilişkiyi elde tutmakla yetinir.
Bu noktada en zor kabul edilen gerçek şudur: sorun sevginin olup olmaması değildir. Sorun, sevginin nasıl yaşandığıdır. Birinin seni sevmesi, sana iyi geldiği anlamına gelmez. Eğer o sevgi süreklilik göstermiyorsa, karşılık bulmuyorsa ve seni sürekli bir belirsizlik içinde bırakıyorsa, adı sevgi olsa bile etkisi yıpratıcı olur.
Bu yüzden bazı ilişkiler bitmez. Ama iyileşmez de. Çünkü bitmesini engelleyen şey sevgi gibi görünür, ama aslında çoğu zaman alışkanlıktır. Ve insan en çok burada yorulur. Gitmek için yeterince net bir kopuş yoktur, kalmak için ise artık yeterince güçlü bir karşılık yoktur.
