Bazı milletler vardır, tarihi yaşar. Bazıları vardır, tarihi yazar. Bir de bazıları vardır… tarihi pazarlama stratejisine çevirir.
Pers İmparatorluğu dediğin şey öyle “kuruldu-büyüdü-dağıldı” basitliğinde bir hikâye değil. Adamlar daha dünya “devlet nasıl yönetilir” sorusunu yeni yeni düşünürken; yol yapmış, posta sistemi kurmuş, farklı halkları aynı çatı altında tutmayı başarmış. Yani bugünün jargonuyla konuşalım: İlk “çok uluslu yönetim modeli”. Diversity & inclusion falan… CV’ye yazsan hâlâ iş bulur.
Bir tarafta Amerika Birleşik Devletleri var. 250 yıl. Hadi abartalım, yuvarlayalım, “genç ama dinamik” diyelim. Ama mesele şu: Adamlar daha tarihsel olarak “ergenlik” döneminde, fakat özgüven olarak emeklilikte bilgelik dağıtıyorlar.
Persler, Büyük Kiros ile çıkmış sahneye. Adam Babil’i alıyor, sonra diyor ki: “Herkes dininde özgür olsun.” O dönem için devrim. Bugün hâlâ bazı yerlerde tartışılan mesele, adamın 2500 yıl önce çözdüğü konu.
Amerika ne yapıyor? “Demokrasi götürüyoruz” diyerek dünyanın dört bir yanına gidiyor. Gittiği yerlerde demokrasi kalıyor mu, orası biraz… yoruma açık. Ama anlatım kuvvetli. Hikâye iyi. Hollywood desteği var.
Persler yollar yapmış, ticareti kolaylaştırmış. “Kral Yolu” dediğin şey, sadece yol değil; bir medeniyet omurgası. Amerika da yol yapıyor… ama genelde önce bir yere girip sonra “yeniden inşa” sürecinde.
Persler farklı milletleri yönetirken “sen kimsin?” diye sormamış, “nasıl birlikte yaşarız?” diye düşünmüş. Amerika ise bazen kendi içinde bile bu soruyu hâlâ tartışıyor.
İşin ironik tarafı şu:
Biri binlerce yıl önce imparatorluk kurmuş, hâlâ tarih kitaplarında ağır abi gibi duruyor.
Diğeri 250 yıldır var, ama kendini insanlık tarihinin ana karakteri zannediyor.
Sorun burada değil aslında. Sorun şu:
Kısa geçmişe sahip olmak değil mesele…
O geçmişle kurduğun ilişki.
Persler geçmişlerini taşımış.
Amerika ise geçmişini yazarken bile PR ajansıyla çalışıyor gibi.
Ama haksızlık etmeyelim.
Her çağın kendi gerçeği var.
Persler taş üzerine kazımış.
Amerika tweet atıyor.
Biri zamanın testinden geçmiş.
Diğeri algoritmanın.
Ve belki de en net fark burada:
Biri “kalıcı olmak” derdindeydi.
Diğeri “trend olmak”.
Ama tarih…
Hiçbir zaman trend olanı değil,
Dayananı yazıyor.
