\n

Rüzgârın Yaşı Yoktur

Hayat, gençlik yıllarında kurduğumuz o tatlı hayallerdeki gibi pürüzsüz ve dümdüz gitmiyor maalesef. Tam “her şeyi oturttum, ritmimi buldum” dediğin anda, hiç beklemediğin bir yerden sert bir viraj çıkabiliyor karşına. İşler tepe taklak olabiliyor, sevdiklerimizi yolda bırakabiliyoruz, sağlığımız sınanıyor ya

Hayat, gençlik yıllarında kurduğumuz o tatlı hayallerdeki gibi pürüzsüz ve dümdüz gitmiyor maalesef. Tam “her şeyi oturttum, ritmimi buldum” dediğin anda, hiç beklemediğin bir yerden sert bir viraj çıkabiliyor karşına. İşler tepe taklak olabiliyor, sevdiklerimizi yolda bırakabiliyoruz, sağlığımız sınanıyor ya da birikmiş o sessiz yorgunluk bir anda omuzlarımıza bir dağ gibi çöküveriyor.

Yıllarca başkaları için koşturup, sorumluluklar arasında mekik dokuduktan sonra, 50’lerin sonuna doğru gelen bu ağır dalgalar insanı sarsıyor.

İşte tam o 58 eşiğine geldiğinde önünde iki tane yol beliriyor.

Ya hayatın getirdiği bu yüklerin altında ezilip kabuğuna çekileceksin, bir köşede günlerin akıp gitmesini izleyeceksin… ya da ne olursa olsun doğrulup “Durun bakalım, ben hâlâ buradayım, nefes alıyorum ve henüz son sözümü söylemedim” diyerek tutunacak yeni bir dal bulacaksın.

İşte bu hikaye, pes etmemeyi seçen o dirençli ruhun hikayesi. Bu bir kaçış falan değil, aksine, hayatın tam ortasına geçip direksiyona yeniden kurulma iradesi.

Ve bu yaşama tutunma sevdası, bazen hiç akla gelmeyecek bir yerde, iki teker üstünde, bir motosikletin selesinde karşılık bulabiliyor.

Gel gör ki, insanın kendi içinde yaktığı bu yaşam ateşi, dışarıdan bakıldığında her zaman aynı ışıkla görünmüyor. 58 yaşında bir adamın “Ben motosiklet sevdasına düşüyorum, yola çıkacağım” demesi, en yakınlarının —eşinin, çocuklarının, dostlarının— ortasına bomba gibi düşüyor haliyle.

Hemen fısıltılar, endişeli sorular başlıyor: “Bu yaştan sonra nereden çıktı bu şimdi?”, “Zaten yoruldun, ne gerek var kendini riske atmaya?”, “Akıl kârı mı bu trafikte motora binmek?”

İlk anda insan kırılıyor tabii, “Beni hiç anlamıyorlar” diye savunmaya geçmek istiyor. Ama iğneyi de çuvaldızı da doğru yere batırmak lazım. Bu hikayede kimseyi suçlayamazsın. Karşı tarafın durduğu yeri anlamak işin en önemli kısmı. Seni seven insanların penceresinde sadece katkısız bir endişe ve koruma içgüdüsü var. Onların kafasındaki motosiklet imajı belli: Kazalar, haberler, kaportasız bir yolculuk…

Seni sevdikleri için, sana bir şey olmasından ödleri koptuğu için seni o bildikleri güvenli limanda tutmak istiyorlar. Risk almanı istemiyorlar. Ve bu o kadar insani, o kadar şefkatli bir yerden geliyor ki…

Ama kazın ayağı diğer tarafta çok farklı. Kaskı kafasına geçirmeye hazırlanan o 58 yaşındaki adamın penceresinden bakınca manzara bambaşka. Dışarıdakiler bunu geç gelen “orta yaş krizi” ya da tehlikeli bir heves sanabilir. Oysa kaskın altındaki zihin için bu bir heves değil, bir rehabilitasyon, bir nefes alma mücadelesi.

Dertler, kaygılar, geçmişin keşkeleri zihni bir kurt gibi kemirirken, o motorun üstüne oturduğun an her şey susuyor. İki teker üzerinde kalmak sana başka hiçbir şey düşündürtmez, tam o ana, yola, akışa odaklanırsın. Yüzüne çarpan o rüzgâr bir doğa olayından çok daha fazlasıdır…

Hâlâ yaşadığının, kanının damarlarında deli gibi aktığının, pes etmediğinin en somut kanıtıdır. Dengede kalmak için gaz açmak zorundasındır, durursan düşersin. Tıpkı hayatın kendisi gibi.

Motosiklet 20’li yaşlarda hız yapmak, sınırları zorlamak olabilir. Ama 58 yılın birikimiyle o selede oturmak bir bilgelik yolculuğudur. O yaştaki bir adam kimseye bir şey kanıtlamaya çalışmaz. Virajları alırken hayatın öğrettiği o sabrı kullanır. Trafiği okur, insanı okur. Hızın değil, anın peşindedir. Yol üstünde bir ağaç gölgesinde durup bir bardak çay içmenin, rüzgârı dinlemenin tadını çıkarır. Her kilometreyi hayatın ona bağışladığı bir hediye olarak görür.

Yani aslında kimse haksız değil. Biri sevgisinden “Sana bir şey olmasın, güvende kal” diye feryat ediyor, diğeri yaşama sevincinden “Benim o rüzgârı hissetmem lazım” diyor. İkisi de özünde insanı ve hayatı tutmaya çalışan iki yüce duygu.

Önemli olan sevdiklerini kırmadan, onların endişesine saygı duyarak ama kendi içindeki o yaşama sevincini de söndürmeden yolu yürüyebilmek. Çünkü hayata yeniden başlamanın, küllerinden doğmanın yaşı başı yoktur. Bazen pes etmemenin, “Ben hâlâ buradayım” demenin en güzel yolu o kaskı takmak, vitesi yukarı çekip yola devam etmektir.