Bayram Sabahı Konuşan Bir Ömür

Bayram Sabahı Konuşan Bir Ömür

Bugün size, seksen beşini, belki de doksanını çoktan görmüş bir dedenin ağzından bir bayram hikâyesi anlatacağım. Bu, biraz özlemi, biraz sitemi, biraz da bugünün insanına karşı anlayışı içinde taşıyan ihtiyar bir adamın hikâyesidir.

***

Bugün yine bayram olmuş evladım. Takvim öyle söylüyor, telefonlar öyle öttürüyor. Lakin benim gönlümde bayram dediğin, yalnızca takvim yaprağının değişmesiyle olmazdı. Bayram daha geceden başlardı. Evde bir telaş, bir hazırlık, bir sevinç dolaşırdı. Anan mutfakta, baban çarşıda, çocuklar da sabahı beklerdi. Şimdiki gibi herkes bir köşede elinde telefon, başı eğik oturmazdı. Biz bayramı beklerdik; şimdi sanki insanlar yalnızca tatili bekliyor.

Bizim çocukluğumuzda bayram sabahı başka kokardı. Taze demlenmiş çay, baklava, kolonya, ütülü gömlek… Daha gün ağarmadan ev ayakta olurdu. Anamın “Kalkın, bayram sabahı uyunur mu?” diyen sesi hâlâ kulağımdadır. O sesin yerini şimdi telefon bildirimleri aldı ama insanın içine işleyen ses başka olurdu evladım.

Bayramlık dediğin de öyle sıradan bir elbise değildi. Bir gömlek, bir kundura, bir sevinçti. Bayrama kadar saklanır, sabah erkenden giyilirdi. O küçücük şeylerle mutlu olmasını bilirdik. Şimdi çocukların imkânı çok, ama heyecanı az gibi geliyor bana. Belki de zaman değişti.

Bizim bayramlarımız sadece evde değil, mahallede yaşanırdı. Her kapı çalınır, her evden bir tabak uzanır, her büyük çocuğun başını okşardı. Şeker toplardık, harçlık alırdık ama asıl kazancımız muhabbetti. Şimdi aynı apartmanda birbirini tanımayan insanlar var. Kalabalık arttı ama yakınlık azaldı.

Bir bayramı hiç unutmam. Evde öyle bolluk yoktu. Anam bir tepsi helva kavurmuştu. Komşu çocukları gelince hiç düşünmeden bölüştürdü. O gün anladım ki bayramın zengini çok şeyi olan değil, azı paylaşabilendir.

Şimdi mesajlar gönderiliyor, gülen, sırıtan, kalpli malpli kafalar uçuşuyor, herkes birbirine iyi dilekler yolluyor. Güzel şey bunlar, kolaylık da nimet. Amma her kolaylık biraz da eksiltir. Eskiden bayramlaşmak emek isterdi. Yola çıkılır, kapı çalınır, el tutulurdu. Şimdi mesaj gidiyor ama gönle ne kadar değiyor, orasını bilemiyorum.

Yine de gençlere kızıp geçemem. Onların yükü başka. Hayat pahalı, vakit dar, zihinler yorgun. Bizim yokluğumuz başkaydı, onların yetişme derdi başka. O yüzden torunlara bakınca yalnız kusur görmüyorum; biraz yorgunluk, biraz şaşkınlık da görüyorum. Yine de insan istiyor ki bayram günü telefonlar biraz sussun, sofralar biraz uzasın, insanlar birbirinin yüzüne biraz daha fazla baksın.

Bir de yaş aldıkça bayramın içine hüzün de karışıyor evladım. Her bayramda eksilen bir sandalye, susan bir ses oluyor. Anan, baban, eski komşular, çocukluğunun insanları… Bayram geldiğinde hepsi birer birer hatıra olup odanın içine doluyor. İnsan yaşlandıkça anlıyor ki bayram biraz da anıların kapıyı çalmasıdır.

Şimdi torunlar gelecek birazdan. Kiminin elinde telefon, kiminin aklı başka yerde olacak. Ben yine de hepsini bağrıma basacağım. Çünkü hayat dediğin şey, senin istediğin gibi değil, geldiği gibi yaşanıyor. Bayram da böyledir. Eskisi kadar gürültülü olmaz belki, eskisi kadar kalabalık olmaz. Lakin bir torunun “Dedeciğim, iyi bayramlar” deyişi, bazen bütün maziyi ayağa kaldırmaya yeter.

Velhasıl kelâm, bayram eskiden daha mı güzeldi? Güzeldi elbet. Ama biraz da biz gençtik, onu unutmayalım. Şimdi bayramın güzelliği çocuk sesinde değil yalnız; hatırlayabilen gönüldedir. Kimini anarak, kimini affederek, kimine sarılarak geçirilen her bayram yine bayramdır.

Allah ömrü yetenlere sağlık, gidenlere rahmet, kalanlara da birbirinin kıymetini bilmeyi nasip etsin.

Bayramınız mübarek olsun evladım.