Herkes değişim ister.
Ama riskini başkası alsın, bedelini başkası ödesin, sonucu da kendisine yarasın ister.
İnsan değişimi uzaktan sever. Nutukta sever, temennide sever, başkasının hayatında sever. Kendi düzenine dokunduğu anda ise huzursuz olur. Çünkü değişim, sadece şartları değiştirmez; insanın ezberini, konforunu, hatta kendisi hakkında anlattığı hikâyeyi de bozar.
Eski düzen kötü olabilir ama tanıdıktır. Nerede susacağını, nerede eğileceğini, nerede rol yapacağını bilirsin. Yeni olan ise belirsizdir. Belirsizlik de çoğu insanın zihninde umut değil, tehdit gibi çalışır.
Mesele tam da budur: İnsan bazen iyi olana değil, bildiği olana tutunur.
Şikâyet ettiği düzene neden bağlı kalır?
Bunun için büyük teorilere gerek yok. Hayata bakmak yeter.
İşinden memnun olmayan ama yeni iş fırsatı gelince geri çekilen insanları hepimiz biliriz. Şikâyet eder, söylenir, bıkar ama değişmez. Çünkü yeni yer yeni sınavdır. Yeni düzende gerçekten ne kadar yeterli olduğunu görme ihtimali vardır.
Aynı durum ilişkilerde de geçerlidir. İnsan bazen mutsuz olduğu ilişkide kalır; çünkü ayrılık sadece bir kapıyı kapatmak değil, bilinmeyen bir hayata açılmaktır. Tanıdık sıkıntı, bilinmeyen ihtimalden daha güvenli görünür.
Acı ama gerçek: İnsan bazen cehennemden çıkmaz, çünkü cehennemin krokisini ezberlemiştir.
Değişim neden insanı bu kadar gerer?
Çünkü değişim, maskeleri yerinden oynatır.
Yıllarca aynı fikri savunmuş birinin dönüp “Ben yanlış düşünmüş olabilirim” demesi kolay değildir. Bu sadece görüş değiştirmek değildir; insanın kendi aklına, kendi geçmişine, kendi iddiasına çentik atmasıdır.
Bir baba için otorite anlayışını değiştirmek, bir yönetici için kontrolü paylaşmak, bir seçmen için yıllarca savunduğu yapının yanlışlarını kabul etmek… Bunların hiçbiri kolay değildir. Çünkü değişim, insanı dış dünyadan önce kendi içinde sarsar.
İnsan çoğu zaman değişimden değil, değişince kendisi hakkında öğreneceklerinden korkar.
Siyasette değişim neden kıyamet gibi anlatılır?
Çünkü siyaset sadece fikir meselesi değildir; çıkar, statü, alışkanlık ve konfor meselesidir.
Bir ülkede ekonomi bozulur, adalet zedelenir, kurumlar yıpranır. Herkes “değişim şart” der. Ama o değişim gerçek bir ihtimale dönüşünce aynı cümle dolaşmaya başlar: “İstikrar bozulmasın.”
Oysa çoğu zaman istikrar denilen şey, düzenin sağlıklı işlemesi değil, birilerinin rahatının bozulmamasıdır.
Yani dürüst çevirisi şudur:
“Bu sistem çürük olabilir ama bize yarıyor, kurcalamayın.”
Bu yüzden bazı siyasi yapılar başarıyla değil, korku yönetimiyle ayakta kalır. Halka umut değil, endişe verilir. “Biz gidersek ülke çöker”, “Yeni olan felaket getirir”, “Değişim kaostur” gibi sözler boşuna söylenmez. Çünkü korkutulmuş insan sorgulamaz. Sarılır. Bazen çürük düzene bile sarılır.
Psikolojik tarafı: Her direncin altında yetersizlik yok ama bazısında var
Burada adil olmak gerekir. Her değişime direnen insanı hemen özgüvensiz ya da yetersiz diye damgalamak doğru değildir. Bazen insan temkinlidir, bazen geçmiş deneyimleri onu dikkatli yapmıştır, bazen de önüne değişim diye sunulan şey gerçekten boş bir gösteridir.
Ama bir de gerçekten değişimden değil, açığa çıkmaktan korkan insanlar vardır.
Çünkü değişim sınar. Yeni işte ne yapabildiğini, yeni düzende ne kadar ayakta kalabildiğini, yeni fikir ortamında ne kadar derin olduğunu ortaya çıkarır. Eski düzende eksikler görünmez; çünkü ezber vardır. Yeni düzende ise dekor dağılır.
İçten içe kendine güvenmeyen insan için bu ciddi tehdittir. Bu yüzden bazıları değişimi küçümser, bazıları gereksiz bulur, bazıları da gelenek, tecrübe ya da gerçekçilik arkasına saklanır.
Oysa bazen mesele çok basittir: İnsan değişime değil, kendi yetersizliğiyle yüzleşmeye direnir.
Sonuç
İnsan çoğu zaman değişimden korkmaz. Değişimle birlikte ortaya çıkacak kendisinden korkar.
Yanılmış olmaktan korkar.
Yetersiz görünmekten korkar.
Kontrolü kaybetmekten korkar.
Eski kimliğinin çatlamasından korkar.
Yeni düzende sıradan kalmaktan korkar.
Bu yüzden değişim sadece düzenleri değil, insanın içindeki boşlukları da yoklar.
Ve çoğu zaman en yüksek sesle değişime karşı çıkanlar, en çok kendi iç dünyasında sallananlardır.
Çünkü kendine güvenen insan değişimi yönetmeye çalışır.
Kendine güvenmeyen insan ise onu şeytanlaştırır.
Son söz şu olsun:
İnsan bazen yeniye düşman değildir.
Sadece eski yalanıyla yaşamaya fazla alışmıştır.

