Türkiye’de Mafya Dizileri ve Gençleri Suça Teşvik Etmesi

Türkiye’de Mafya Dizileri ve Gençleri Suça Teşvik Etmesi

Artık prime time dizilerde alışık sahne şu: Siyah takım elbiseli, kirli sakallı, zorlamalı sert bakışlı ve sert hareketli tipler ağır çekimde lüks araçlardan iniyor. Kapılar açılıyor, arkalarında konvoylar, etraflarında korumalar. Her adım, her bakış, her hareket, sanki bir racon defilesi.

Dizi değil mafya ihalesinin tanıtım filmi gibi…

Bizim çocukluğumuzun dizileri vardı. 80’lerde diziler mahalleden çıkardı. Mesela Perihan Abla vardı. Mahalle vardı, komşuluk vardı, kapı önü sohbetleri vardı. En büyük olay neydi biliyor musunuz? Perihan ablanın birine kızması. Silah yok, konvoy yok, “racon kesiyorum” diye yürüyen adam yok. En fazla biri çay bardağını masaya biraz sert bırakırdı.

Bir de Bizimkiler vardı. Apartman dizisi. Kapıcı Cafer vardı, kat malikleri vardı, dedikodu vardı. Ama kimse kimseyi taramıyordu. Düşünebiliyor musunuz? Yıllarca sürdü o dizi. Onca bölüm boyunca kimse kimseye pusu kurmadı. Bugün böyle bir dizi çeksen yapımcı ilk bölümde yayından kaldırır. “Yeterince adam vurulmuyor” diye.

Sonra 90’lar geldi. Televizyon büyüdü ama hikâyeler yine insanın içindeydi. Süper Baba vardı. Fikret baba… En büyük derdi çocuklarını büyütmekti. Adamın hayatındaki en büyük kriz bazen ev kirasıydı, bazen çocukların okulu. Bugünkü dizilerde ise adamın dört tane çocuğu oluyor ama çocuklarını yılda iki bölüm görüyor. Çünkü sürekli birilerini vurmakla meşgul.

Mahallenin Muhtarları vardı. Mahalle vardı, kahve vardı, tartışmalar vardı ama kimsenin belinde tabanca yoktu.

Sonra 2000’ler geldi. Diziler büyüdü ama hayat yine içindeydi. Avrupa Yakası vardı. Ofis hayatı vardı, arkadaşlık vardı, absürt durumlar vardı. Kimse konvoyla ofise gelmiyordu.

Ekmek Teknesi vardı. Mahalle fırını üzerinden dönen sıcacık hikâyeler… İnsanlar birbirine silah çekmiyordu, en fazla ekmek kuyruğunda tartışıyordu.

Yedi Numara vardı. Öğrenciler, kiralık ev, gençlik halleri… En büyük kriz ev sahibinin kapıya dayanmasıydı.

Şimdi dizilere bakıyorum… İlk bölümde bir suikast, bir pusu, bir intikam yemini, üç tane racon konuşması, beş tane ağır çekim yürüyüş… Daha jenerik bitmeden sekiz kişi vuruluyor. Eski dizilerde seksen bölümde bu kadar olay yoktu.

Bugünün dizilerinde bir başka ilginç şey daha var. Herkes mafya. Mahallede bakkal yok, manav yok, öğretmen yok. Ama nedense her sokakta bir suç örgütü lideri var. Türkiye sanki 85 milyon nüfuslu bir organize suç semineri gibi anlatılıyor.

Bir de şu meşhur yürüyüş sahneleri… Adamlar otuz metre yolu dört dakikada yürüyor. Arkada müzik çalıyor. Ceket rüzgârda hafif dalgalanıyor. Yanındaki adamlar sağlı sollu dizilmiş. Bir an insanın aklına şu geliyor: Bunlar suç örgütü mü yönetiyor yoksa defile mi yapıyor?

Ama işin komik tarafı burada bitmiyor. İşin tehlikeli tarafı tam burada başlıyor.

Çünkü bu dizileri sadece biz izlemiyoruz.

On dört yaşında bir çocuk da izliyor.
On beş yaşında bir çocuk da izliyor.

Hayatı boyunca lüks arabaya binmemiş, cebinde harçlık bulmakta zorlanan bir çocuk ekranın karşısında şu sahneyi görüyor: Siyah arabalar, korumalar, herkesin saygı duyduğu bir adam, korkulan bir güç, lüks hayat…

Sonra kendi hayatına bakıyor.

Ama burada bir başka mesele daha var.

O çocuğun önüne başka bir yol da pek konmuyor artık. Bozulan eğitim sistemi, ezbere dayalı dersler, merakı öldüren okullar… Okumayan, araştırmayan, sorgulamayan bir nesil büyüyor. Kitapla bağı kopmuş, kütüphaneye yolu düşmemiş, hayal kurmayı unutmuş çocuklar…

Bilim insanı kimdir bilmiyor.
Mühendis ne yapar bilmiyor.
Gazeteci ne yapar bilmiyor.

Ama mafya babası nasıl yürür onu çok iyi biliyor.

Çünkü her akşam televizyonda görüyor.

Bir yanda hayal kurmayı öğretmeyen bir eğitim sistemi, diğer yanda gücü ve korkuyu parlatan diziler… Ortaya çok tehlikeli bir denklem çıkıyor.

Çocuğun zihninde şu basit formül oluşuyor:

Güç = korku
Para = suç
Saygı = silah

Tehlike tam burada başlıyor.

Ve o dizilerde gördükleri hayatın gerçek hayatta da mümkün olduğunu düşünen bazı çocuklar için kapı yavaş yavaş aralanıyor.

Çünkü birileri onlara o dizilerde gördükleri hayatın küçük bir fragmanını gösteriyor.

Hayatlarında belki hiç göremeyecekleri lüks arabalar…
Rezidans daireleri…
İstedikleri zaman istediklerini yiyebilecekleri masalar…
Marka kıyafetler…
Paranın bol olduğu bir hayat…

Kısacası televizyonda gördükleri o “mafya hayatının” küçük bir tadımı.

Bir süre sonra o çocuk şunu düşünmeye başlıyor:
Demek ki bu hayat gerçekten var.
Sonra işler değişmeye başlıyor.

Önce küçük işler…
Bir yere git gel…
Şunu bırak…
Bunu al…

Derken bir gün o çocuk kendini bir motosikletin üzerinde buluyor.
Elinde bir silah.
Artık o çocuk mahallede top oynayan çocuk değil.
Artık o çocuk bir tetikçi.
Bir kiralık katil.
Bir başkasının hayatını birkaç saniyede bitirecek kadar gözü dönmüş biri.

Ve televizyon ekranlarında gördüğü o “karizmatik mafya babalarının” küçük bir kopyası.

Belki de yarının daha tehlikelisi.
Çünkü o çocuk daha genç. Daha öfkeli. Daha kontrolsüz.
Biz bütün bunları konuşurken bir akşam televizyonu açıyorsunuz… Bir haber programı. Ciddi yüzlü bir sunucu, arkasında büyük grafikler.
Ve büyük keşif açıklanıyor:

“Gençlerin suça yönelmesinin en büyük nedeni sosyal medya.”

Tabii ya.

Suçun sebebi TikTok.
Biraz da X.
Araya Meta’yı da sıkıştıralım.

Mantıklı.

Çünkü televizyonlarda yayınlanan o dizilerde kimse silah kullanmıyor zaten.
Hiç kimse konvoyla gezmiyor.
Kimse ağır çekimde racon kesmiyor.
Her bölümde kimse vurulmuyor.

Hepsi bizim hayal gücümüz.

Suçu sosyal medyaya atmak gerçekten dahiyane bir fikir. İnsan ister istemez hayran kalıyor. Yani düşünsenize… Adam akşam 3 saat mafya dizisi izliyor ama suç işlemeye TikTok yüzünden karar veriyor.

Ne büyük tesadüf.
Belli ki çocuklar o dizileri izlerken televizyonu kapatıp telefonlarından suç öğreniyorlar.

Gerçekten çok ikna edici.

İnsanın aklına şu geliyor: Bu açıklamaları yapanlar ya bizi çok saf sanıyor… ya da aynaya bakmamayı profesyonel alışkanlık haline getirmişler.

Eskiden diziler hayatın içinden çıkardı.
Şimdi bazen hayat dizilerin içinden çıkıyor.
Ve o hayatın içinde bazen silah tutan eller…

fazla küçük oluyor.