Bir zamanlar insanlar can sıkıntısından camdan dışarı bakardı.
Şimdi ekrana bakıyor. Ama sadece bakmıyor; kıyaslıyor, öfkeleniyor, kabile seçiyor, linç ediyor, bilgiçlik taslıyor, propaganda yiyor, fark etmeden veri bırakıyor.
Sosyal medya ilk çıktığında masum bir hikâye anlattı bize:
“İnsanlar birbirine bağlansın, bilgi yayılsın, sesini duyuramayan sesini duyursun.”
Kulağa hoş geliyordu.
Sonra ne oldu?
İnsanlar birbirine bağlanmaktan çok birbirine sardı. Bilgi yayılmaktan çok kirlendi. Sesini duyuramayan sesini duyurdu belki ama en çok bağıranlar yine en çok duyuldu.
Bugün elimizde duran şey sadece bir iletişim aracı değil.
Dev bir vitrin.
Dev bir dikkat tuzağı.
Dev bir algı operasyonu sahası.
Ve evet, uygun koşullarda yabancı istihbarat servislerinin, devlet destekli etki ağlarının ve çeşitli güç odaklarının cirit attığı dijital bir operasyon alanı.
Herkes konuşuyor, kimse düşünmüyor
Sosyal medyanın en büyük başarısı şu olabilir:
Dünyada hiç olmadığı kadar çok insan aynı anda konuşuyor.
En büyük felaketi de şu:
Bunca gürültünün içinde düşünce, çoğu zaman ezilip gidiyor.
Bir olay oluyor.
Daha detay yok, belge yok, bağlam yok. Ama kanaat var. Hem de hazır paket.
Bir grup anında hüküm veriyor.
Diğer grup karşı hüküm veriyor.
Üçüncü grup da meseleyi anlamadan caps yapıyor.
Doğru bilgi hâlâ ayakkabısını bağlarken, yalan çoktan üç platform dolaşıp iki gündem devirmiş oluyor.
Bilgi çağında cehaletin yeni sürümü
Bugünün cehaleti artık sadece bilgisizlikten çıkmıyor.
Yarım bilgiyle tam özgüven sahibi olmaktan çıkıyor.
Bir başlık okunuyor, içerik okunmuyor.
Bir video izleniyor, bağlam bilinmiyor.
Bir cümle kırpılıyor, koca mesele onun üstünden kuruluyor.
Çünkü sosyal medya kullanıcılarının ciddi bir kısmı gerçeği aramıyor.
Kendi hoşuna giden anlatıyı arıyor.
Hakikati değil, kendi mahallesine uygun versiyonu istiyor.
Ve algoritma da tam burada devreye giriyor:
Sana dünyayı göstermek için değil, hoşuna gidecek şeyi önüne yığmak için çalışıyor.
Sen kullanıcı değilsin, ürünsün
Sosyal medyanın en dürüst tarafı, aslında en gizli tarafı:
Orada müşteri olduğunu sanıyorsun ama çoğu zaman ürün sensin.
Tıkladığın şey, durduğun video, beğendiğin gönderi, izlediğin reel, baktığın yüz, korktuğun haber, kızdığın yorum… Hepsi bir iz bırakıyor. Platformlar bu izlerden senin ilgi alanlarını, korkularını, zaaflarını, siyasi eğilimlerini, tüketim alışkanlıklarını ve davranış kalıplarını çıkarabiliyor. Google ve Meta gibi şirketler, hükümetlerden gelen kullanıcı verisi taleplerinin sayısını düzenli şeffaflık raporlarında yayımlıyor; yani mesele “acaba veri isteniyor mu?” değil, “ne kadar isteniyor ve nasıl kullanılıyor?” meselesi.1
Bedava sandığın uygulamaların faturası çoğu zaman parayla değil, verinle ödeniyor.
Sosyal medya sadece platform değil, istihbarat için açık büfe
İşin daha karanlık tarafı da burada başlıyor.
Sosyal medya sadece reklamcıların değil, istihbarat servislerinin, etki operasyonu yürüten yapıların, devlet destekli propaganda ağlarının da iştahını kabartan bir alan.
Neden?
Çünkü burada insan davranışı çıplak halde akıyor.
Kim neye öfkeleniyor, kim neye inanıyor, hangi toplum hangi fay hattından çatlıyor, hangi tartışma nasıl büyüyor, hangi kitle hangi sloganla hareketleniyor… Hepsi gözünün önünde.
ABD’de Snowden belgeleriyle açığa çıkan PRISM ve benzeri gözetim tartışmaları, büyük teknoloji platformları ile devlet gözetimi arasındaki ilişkinin yıllardır ciddi bir mesele olduğunu gösterdi. Sonraki resmi raporlar da ulusal güvenlik yetkileri kapsamında dijital verilerin toplandığını ve bunun kamu denetimi tartışmalarına yol açtığını doğruladı.2
Yani mesele sadece “beni kim izlesin ki” saflığı değil.
Mesele şu:
Milyonlarca insanın dijital alışkanlıkları, tek tek değilse bile toplu davranış haritası olarak son derece kıymetli.
İstihbarat örgütleri için bu alan, klasik ajan filmlerindeki çanta değiş tokuşundan çok daha verimli. Çünkü artık bir toplumu anlamak için sadece devlet binalarını dinlemene gerek yok; insanları kendi rızalarıyla konuşturduğun bir devasa sahne zaten var.
Yabancı etki operasyonları artık tankla değil, trendle geliyor
Eskiden propaganda denince akla devlet radyosu, gizli broşür, kara propaganda falan gelirdi.
Bugün ise sahte hesap ağları, kopya haber siteleri, bot kümeleri, influencer görünümlü taşıyıcı hesaplar, yapay zekâ destekli içerikler ve hedefli dezenformasyon kampanyaları geliyor.
ABD Adalet Bakanlığı, yabancı kötü niyetli etki aktörlerinin çevrimiçi platformları giderek daha fazla kullandığını açıkça söylüyor. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Servisi’nin 2025 tarihli FIMI raporu da sosyal medya platformlarını yabancı bilgi manipülasyonu ve müdahalesinin ana sıcak alanı olarak tanımlıyor. Meta’nın kendi tehdit raporları da Rusya, İran ve Çin bağlantılı etki ağları dahil çeşitli koordineli operasyonları tespit edip kaldırdığını gösteriyor.3
Yani sosyal medya artık sadece insanların fotoğraf paylaştığı yer değil; ülkelerin birbirinin sinir uçlarını yokladığı, toplumların fay hatlarının test edildiği, kitle psikolojisinin kurcalandığı bir saha.
Eskinin topuyla tüfeği vardı.
Bugünün savaşında bir de etiket, trend ve manipüle edilmiş gündem var.
Platformlara baskı nasıl kuruluyor?
Burada iki tür baskı var.
4Birincisi doğrudan devlet baskısı:
Hükümetler platformlardan kullanıcı verisi istiyor, içerik kaldırma taleplerinde bulunuyor, bazı içeriklerin görünürlüğü konusunda hukuki ve siyasi baskı kuruyor. Meta ve Google’ın resmi şeffaflık merkezleri, dünyanın dört bir yanından gelen bu taleplerin yıllardır raporlandığını gösteriyor. Google ayrıca devlet kurumlarının kullanıcı bilgisi taleplerini iletmek için özel sistemler kullandığını açıkça belirtiyor.
İkincisi daha sinsi baskı:
Platformlar, pazar erişimi, regülasyon, lisans, ceza, reklam pazarı, yerel hukuk ve siyasi iklim baskısı altında karar veriyor. Yani bazen mesele sadece “hangi içerik doğru?” olmuyor; “hangi ülkede başımız ağrımasın, hangi pazarı kaybetmeyelim, hangi dosya daha az sorun çıkarsın?” hesabı da devreye giriyor. Avrupa Parlamentosu’nun 2025 tarihli TikTok değerlendirmesinde, ABD hükümetinin ByteDance ve TikTok’un Çin talepleri karşısında sansür yönünde adım atabileceğine dair kaygılarına yer veriliyor.5
Kısacası platformlar gökten inmiş tarafsız melekler değil.
Onlar da ekonomik, siyasi ve jeopolitik basınç altında çalışan dev şirketler.
Vitrin başka, arka oda başka
Sosyal medyada bize özgürlük, bağlantı, topluluk, ifade alanı gibi parlak kelimeler satılıyor.
Arka tarafta ise hedefleme, profilleme, davranış analizi, moderasyon baskısı, veri talepleri ve algı yönetimi dolaşıyor.
Sen fotoğraf paylaştığını sanıyorsun.
Birileri toplumsal duygu haritası çıkarıyor.
Sen yorum yaptığını sanıyorsun.
Birileri kutuplaşmanın damarlarını ölçüyor.
Sen video izlediğini sanıyorsun.
Sistem senin neye daha kolay korktuğunu, neye daha çabuk öfkelendiğini, neye daha rahat kandığını öğreniyor.
Ve en acı kısmı şu:
İnsanlar buna çoğu zaman zorla değil, seve seve katılıyor.
Linç, gösteri ve dikkat ekonomisi
Elbette sosyal medyanın bütün günahı istihbarat ve veri meselesi değil.
Orası aynı zamanda insan zaaflarının da açık sergisi.
Herkes görünmek istiyor.
Herkes haklı çıkmak istiyor.
Herkes birilerine ayar vermek istiyor.
Herkes kendi vitrininin halkla ilişkiler müdürü gibi çalışıyor.
Bir felaket yaşanıyor, içerik oluyor.
Bir skandal patlıyor, eğlence oluyor.
Bir insan hata yapıyor, toplu infaz başlıyor.
Duyarlılık da performansa dönüyor.
Vicdan da etkileşim avcılığına.
Sosyal medya insanlığa mikrofon verdi ama karakter vermedi.
Sahne verdi ama seviye vermedi.
Sosyal medya tamamen kötü mü?
Hayır.
Doğru kullanıldığında bilgi yayar, örgütlenme sağlar, görünmeyeni görünür kılar, bağımsız seslere alan açar. Bunun aksi söylenemez.
Ama bugünkü tabloya bakınca şunu da söylemek gerekiyor:
Sosyal medya artık sadece sosyal medya değil.
Reklam aracı.
Gözetim alanı.
Psikolojik harp zemini.
Veri madeni.
Algı laboratuvarı.
Toplumsal refleks ölçüm cihazı.
Ve bütün bunların üstüne hâlâ “Ben kedili video izliyorum, bana ne” rahatlığıyla bakmak biraz fazla safdillik oluyor.
Son söz
Sosyal medya bize konuşma imkânı verdi ama düşünme kalitesi vermedi.
Bağlantı verdi ama bağ kurmayı öğretmedi.
Bilgiye erişim verdi ama bilgiyle ne yapacağımızı öğretmedi.
Daha kötüsü, eğlence diye açılan kapının arkasından veri toplama, yönlendirme, baskı, manipülasyon ve yabancı etki operasyonları da içeri girdi.
Kısacası mesele artık sadece “insanlar sosyal medyada ne kadar sahte” meselesi değil.
Mesele şu:
Bu dev dijital panayırda sadece birbirimizi değil, bazen fark etmeden kendimizi, mahremiyetimizi, dikkatimizi ve toplumsal aklımızı da açık artırmaya çıkarıyoruz.
Kaynaklar:

